TUTMALI ZAMANI

TUTMALI ZAMANI
  • 0
  • 10
  • 4 Temmuz 2026
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 votes, average: 5,00 out of 5)
  • +
  • -

TUTMALI ZAMANI

Zamanı Tutmak | Özlem ve Direniş Temalı Duygusal Hikaye

Arkasına bile bakmadan ilerleyen günlerin ışık kırıntısında yetişmeye çalışıyordu bitmek bilmeyen yolların karasına.

Günlerin hüzün, saatlerin keder olduğunu bilmeden… Ama zaman akrep gibi kovalıyordu yelkovanı.

Çarmıha gerilmiş İsa gibi gergindi sinirlerim. Sanki Tanrı beni sınıyordu. Ezberim bozulmuş, zincirlerim kırılmıştı.


Tutmalıydım sabahı gecelere inat. Tutmalıydım ki, gün, güneş altın gibi parlasın tenimde. Tutmalıydım ki sabahı, gün daha neler doğuruyor diye sana dair.

Şair deliydi ama dâhilikle arasında ince bir çizgi vardı. Tutmalıydım geceyi sabahlara inat. Tutmalıydım ki, gece, zifiri karanlık dağlasın acılarımı. Tutmalıydım ki, uykularım bölünmesin sana kavuşan sabahlara çıkmak için. Tutmalıydım ki geceyi, ötsün diye sana koşan atların hoyratlığını.

Bayatlığını bilmemeliydin sen gecenin. Hecenin ne kadar insafsız olduğunu da.


Tutmalıydım suyu, devinip te çağlamasın diye. Çağlamamalıydı su. Çünkü su devindikçe çağlıyor, çağladıkça deviniyordu. Devindikçe su, sana gelen, sana çıkan, sana uzanan yolları deviriyordu.

Devindikçe zaman, akrep yelkovanı yakalayamıyordu, Benim seni yakalayamadığım gibi.

Kovulalı hayli vakit olmuştu onuncu köyden… Ama sana çıkacaksa tüm yollar, on birinci köyün ne önemi vardı ki?


Köprüler yıkılmış, sular altında kalmıştı başaklar. Saçların, başakların sarısına inat gece gibi siyah, gece gibi zifiriydi.

Seferiydim artık, oruçlar bile nafile. Kafile gibi geçiyordu bakışların aklımdan. Bana gelen tüm yollara mayın döşenmişti sanki… Ya da mayınlar gözlerinde patlıyordu her seferinde.

Savaştan arta kalan eski bir kent gibiydim her patlamadan sonra. Ama gülüş denen o sihirli mimar tüm kenti yeniden inşa ediyordu ıssız bedenimde. Ekilmemiş ovalara su, biçilmemiş başaklara filiz veriyordu nefesin. Efesin antik şehri gibi heybetleşiyordu ruhum. Kurum bağlamış gökyüzüne gül oluyordu rüzgârın.


Arkasına bile bakmadan geçen zamanın önünde kim durabilmiş ki ben durayım? Vurdurayım diyorum aklımı her yokuşta çalışsın diye… Ama motoruna kuş girmiş uçak gibi çakılıyorum her seferinde.

Durduramam belki zamanı ama ona eşlik edebiliriz. Varsın sürüklesin peşinden, işinden gücünden alıkoysun avareleri. Bir diploma daha versin kaldırım mühendislerine.

Ama biz artık çıraklıktan başlayalım sevmelere, sevişmelere. Kalfası olalım hayata bakmayı öğrenmenin. Ve ustalık eserimizi verelim dünyaya sonunda gözlerinde denizleri içerken.

Hakan YILMAZ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız