YOLCU

YOLCU
  • 0
  • 2
  • 26 Temmuz 2026
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)
  • +
  • -

YOLCU

Gurbetçi Adamın Hikayesi | Hasret, Yalnızlık ve Yolculuk Temalı Duygusal Öykü

Otobüs camına yaslanmış bir yüz görmüştüm. Göç şehirlerinden gelmiş gibiydi. Bir yanı hüzün, bir yanı isyan kokuyordu.

Çaresizlik, dikenli bir tel gibi sarmıştı bedenini. Elinde olsa dünyayı yakacak gibi bakıyordu gözleri. Sözleri sessizdi, duyulmuyordu. Ama ağzını açsa bir kova küfür savuracaktı.


İndiğinde ise elinde sadece küçük bir çanta vardı. Bütün yükünü omuzlarından indirip o çantaya sığdırmış gibiydi. Belki birkaç parça elbise, belki bir-iki lokma azık.

Ama asıl yükü, gurbeti, hasreti, sevinci, burukluğu, durgunluğuydu. Ve bunların hepsini sarıp sakladığı, sarma tütününü çıkardı cebinden. Özenmemişti sigarasını sararken. Buna ne vakti ne de keyfi vardı.

Oturur oturmaz bir çay söyledi hemen ama demli olmalıydı ve mümkünse kaçak. Tıpkı kendisi gibi, tıpkı hayatı gibi, tıpkı geldiği topraklar gibi.


Çayını hemen bitirmek istemiyor gibiydi. Çünkü içenler bilir, çay ve sigara tek yumurta ikizleri gibidir. Biri olup diğeri olmazsa huzursuz olurlar.

O da bunun bilincinde bir yudum çay içip bir nefes sigarasından içiyordu. Gidecek başka yeri yokmuş gibi gelip çakılmıştı yüreğine kederi ve hüznü. Tıpkı çayı ve sigarası gibi.

Çayını yarılamışken bitmeye yüz tutan sigarasından bir nefes daha çekti. Öyle bir çekişti ki sanki topuklarına kadar inmişti dumanı, Öyle bir çekişti ki sanki son nefesiymiş gibi, Öyle bir çekişti ki sanki son nefesini verecek olan hasta gibi çekmişti.


İkinci çayını söylerken bir yandan da çantasını açtı ve gazeteye sarılmış, içinde ne olduğu belli olmayan ekmeğini çıkardı ve yemeye başladı.

Daha ikinci ısırışında çayı gelmişti. Demi bu sefer tam istediği gibiydi. Buna mutlu olmuştu, gülümsedi garsona.

Alelacele ekmeğini yedi, etrafı izlemeye başladı. Gözleri, ilgisini çekecek bir şeyler arıyordu. Karnı doymuş, altı temizlenmiş bir bebek gibi huzurla bakıyordu her şeye.


Gözlerini biraz daha boş boş gezdirdikten sonra gözlerinde fişek patlamış gibi bir yere çakıldı.

Küçük bir kız çocuğuydu bu. Lüle lüle saçlı, özensiz taranmış ve toplanmaya bile gerek duyulmamıştı. Çocuk da adama bakıyordu, çarpılmıştı.

İlahi bir güç kızı adama doğru itti. Adam gayri ihtiyari kollarını açtı. Sanki aralarında imzalanmamış ama imzalanmaması için gerek duyulmayan bir anlaşma varmış gibi sarıldılar birbirlerine.

Adam, çocuğu biraz sevdikten sonra kucağından indirdi. Her zaman cebinde bulundurduğu boyalı şekerlerden üç tanesini kıza verdi.


Artık otobüsün kalkma vaktiydi uzaklara doğru. Çantasını kapattı. Son çayın tabağına bir lira bıraktı ve arkasına bakmadan bindi otobüse, merdivenleri bir çırpıda çıktı.

Koltuğa oturmadı sanki bir çuval gibi bıraktı kendini ve çantasını başının üstündeki bölüme koydu.

Biraz yerleşti koltuğa, kasketini yüzünün yarısına kadar indirdi ve sanki bir görev, bir zorunlulukmuş, bir hayattan kaçışmış gibi yüzünün açıkta kalan kısmını yine cama yasladı.

Efkarı geri gelmişti. Az önceki çocuk sevincinden eser kalmamıştı.

Otobüs hızla gardan çıktı ve açık havada derinliklere doğru yol almaya başladı.

Hakan YILMAZ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız